11 August 2008

CinCan

Sevgili Cincan kardeşim, ortalama 75 yıllık ömrünün ilk ayından beri benlesin. Maksatım seni bir sene bilemedin iki, biraz ele gelene kadar besleyip, sonra evin arkasındaki büyükteyzenin yaşadığını tahmin ettiğim ki konu komşu diyor başını gölden çıkartıp bakınıyormuş, o göle bırakmak. Yoksa benimle birlikte kocaman için almadım seni, büyüyceksin, göle gitceksin, ve yuva kurcaksın Cincan. Uzun tırnaklı parmaklarından anladığım kadarı ile erkeksin sen, zaten kızlar daha büyükçene olurmuş, senin parmakların uzun, büssen ufakçana, yuvarlaksın. Seni şimdilik o uzun, yeşil ve kurutulmuş solucanvari şeyle beslediğime bakma, bu yemekten kesilmene bir kaç ayın kaldı, sonra gelsin marullar, rendelenmiş havuçlar ve havamdaysam belki gerçek solucanlar. Bakalım, kısmet.

Komşu çocuklarından uzak tutuyorum seni diye kızma bana Cincan'cım, n'olur olmaz suya sokarlar ellerini, bir de yanlışlıkla ağızlarına götürdüler mi, salmonella virusü var diye adın çıkmış zaten, sonrasında ateş ve ishal. Gerçi bu virüs domateste de çıktı, pastorize olmayan sütte de varmış, çiftlik tavuklarında, kuşlarda, köpeklerde falan da. Bağışıklık sistemi daha savunmasız olan bebeler ve yaşlıların dikkat etmesi gerekiyor yani Cincan'ım, sen üstüne alınma. Ben de elime eldiven takmadan almıyorum seni, lakin titiz bir de abin var senin. Yoksa bana kalsa fır döndürürüm ben seni salonda, sırf evcilleşirsin belki diye.

O taşları da yerinden kaydırıp durma, en üstekini öyle tutmaya çalışmam senin için. Arada oraya çık da kabuğun kurusun, yoksa ilaç mı ne varmış suya dökülesi, kabuk sertleştiricisi. Sen uğraştırmazsın beni, çıkar arada kurutursun kendini.

Öpüyorum kavuniçi lekeli yanaklarından.

Ablan.


12 comments:

Berceste said...

Adı da kendisi gibi pek şekermiş :) Güle güle büyütün CinCan'cığı...

bocuruk said...

Harika birşey buuu:) Birlikte devirin 75 yılları inşaallah.
Sevgilerimle...

banu said...

Sanemcim
Sen deli çılgın, çok tatlı bir kadınsın...Gözümden yaş geldi okurken...
Benimde vardı bir kapuşum, adıda Hasbiydi, halıda fink atar, elimden yem yerdi...

Bu arada döndüm kız tatilden...

Anonymous said...

Merhaba Sanem,Kaplumbağları ben de çok severim.Yeğenim oğlu yıllar önce, su için de beslemişti.Nasıl da kavanozdan çıkıp,özgürlüklerine kavuşmak isterdi.Senin ki de çok hoş gözüküyor.Bunları
yazarken başka birşey aklıma geldi.Ağabeyim Manisa Kırkağaç'ta komando asteğmen olarak
askerliğini yapmıştı.Ondan duyduğum bir AKREP anısını anlatmak istiyorum.Çoğu insan akrepleri sevmez,tehlikeli bulur.Ancak ,ağabeyim aksini iddia ederek,onların çok asil olduğunu söylemişti.
Kırkağaç'ta mayıs geldiğinde heryer akrep kaynarmış.Askerlerde yakalayarak,kibrit kutusu içine
koyarlarmış.(bir iki yavrusunu da)Daha sonra gece daire biçiminde benzinle ateş yakarak,akrep ve
yavrularını içine koyarlarmış.Ateş alanı daralırken;öleceğini anlayan akrep intihar etmeden önce
yavrularının kendisinden NEFRET ETMESİNİ SAĞLAMAK İÇİN,ONLARI AYAK DARBESİ İLE TEPEREK,
kendisinden uzaklaşmasını ve ateşe gitmelerini sağlarmış.Sonra da ateşe kendisini atarmış.Çok
ilginç,ama agabeyim onların asil olduğu tezini savunuyor.Öleceğini bilen akrebin,NEFRET yaratarak
çocuklarını kendinden önce ateşe göndermesi...ilginç değil mi?Sevgiler,
Arzu

PERİLİ KÖŞK said...

kapluşları severiz,ama çabuk hasta edip ölmeseler daha iyi olacak ,uzun süre yaşatamıyoruz bir türlü, sen çok iyi bak....

Mine said...

Merhaba Sanem'ciğim,
Bugün sabahın kör vaktinde işe gelirken yolun sağ şeridinde bir cisim gördüm. Yakınlaşınca farkettim ki kaplumbağa! Hızım fazlaydı ve duramadım. Arkamdaki iki arabada hemen sol şeride geçtiler. Umarım sağsalim karşıdan karşıya geçmiştir.

Yıllar önce Van Akdamar Adası'nda yavru bir kaplumbağa bulup eve getirmiştim. Hayvancığı beslemeyi beceremedim ve sağlık ocağının bahçesine bıraktım. Senin Cincan beni geçmişe götürdü.

Ankara'da görüşmek dileğiyle

Mine

sennur said...

Sevgili Sanem, bizim eve de su ve kara kaplumbeyleri uzun yıllar konuk oldular. Su kaplumbeylerinin bakımları daha zor, daha hassaslar, özellikle mantarlara. Cincanla mutlu günler vede hayırlı Ramazanlar
Sevgiyle kal

Nesrin Ergul Yildiz said...

Hic birarada olmadim kendileriyle ama bu yazidan sonra acaba dedim yani...

Cok hostu gercekten...

Nice 75'lere birlikte insallah...

nilly said...

Cok tatli gorunuyor. Bakimida pekkolay degilmis. Bizde bir ara tavsan beslemistik. Bakimi kolay ama kendisi zordu :)

SaNeM said...

Teşekkür ederiz Berceste ablası ;)

Yuzküsür yaşında olurum ben o zaman, ortayı bulsak o da yeter Bocuruk.

Banu Hasbi de fena isim değilmiş hani, ben Cincan'a arkadaş alcam yakında, yeni isim arıyorum bu aralar.

Nesrin, dur ben bir kaç foto daha ekliyim, iyice heveslen :)

Arzu, küçükken kardeşimle biz de yakalayip, daha dogrusu ustune kavanozu kapatip tuttuğumuzu hatırlıyorum, annem bayılıyordu görünce nerdeyse. Manisa Kırkağaç da zor yer,
kardeşim de orda yaptıydı sanki.

Perili Köşk kulağımı çektim tahtaya vurdum, benimki zor uyanıyor, uyanmadı mı öldü diye panikliyorum, ölse çpk üzülürüm.

Mine Cincan'ı da getircem, Tunalı'da parkta gezdiririz, piyazdan falan veririz yer :)


Şennur, kara kaplumbeyleri daha çabuk büyüyorlarmış di mi?

Nilly, bizim de evin önünde bir tavşan var, her sabah karşılıyorum nerdeyse, ama evde beslemeye çekinirim muhtemelen.

Ebruli said...

Cok seker bu Cincan, fotograflarini harika cekmissin. "Salmonella" hastaligini tasidiklarini bilmiyordum. Arkadasimda besliyor bu kaplumbagadan. Cocuklarindan biri surekli atesleniyordu. Belki de bu virusden dolayidir...

Tijen said...

Ay pek minik! Misafir olduğum bir evde kocaman bir kaplumbağa vardı, aynı odada uyuduk. Sabah uyandığımda bana bakarken buluyordum onu (yok yok son satır şaka)