
27 March 2007
23 March 2007
Marka konusu
Hem Ayçiçeği hem de Boripori beni marka konusunda sobelemişler ve sormuşlar en çok tercih ettiklerin nelerdir diye.. Daha önce de Fikriminincegülü beni sobelemiş ve vazgeçemediklerimi sormuştu. Bulamamış bu yuzden de birşey yazamamıştım..
Ama artık bu kadar da saklanılmaz diye düşünerek, bu marka konusu için birşeyler yazayım diyorum. Kaliteye marka diye nitelensin nitelenmesin önem veririm.
Mesela Mavi Jeans markadır benim için. Amerika'da bir çok kot pantolondan ( Dkny, Kenneth Cole) daha kalitelidir, oldukça iyi bir piyasası oluşmuştur. E tabii elin Fransız'ı zamanında az uğraşmamış Çukurova'yı almak için, boşuna değildir.
Ondan sonra Sütaş, Ülker, Kurukahveci Mehmet Efendi'de benim için markadır. Ama zeytinyağ denince İtalyan markası kullanıyorum. Geçen sene Türk malı bir zeytinyağı ile karşılaşmış, sevinmiş ama içeriğine bakınca yüzde ellisinin soya yağından oluştuğunu görünce hayal kırıklığı yaşamıştım. Burada en sıradan, katkılı ve indirimli zeytinyağları Türk malı olunca üzülüyor, neden yarım yamalak oluyor bu tür işler diye düşünüyorum. Zeytinyağı deyince Hacı Şakir'i de severim.
Kozmetik ve temizlik malzemelerine gelince Eczacıbaşı iyidir sanki. Selpak bu gruba aitti değil mi? Türkiye'de ben daha çocukken ilk üretilen parfüm Via Cappio'ydu galiba. Yoksa o moda mıydı bir ara sadece de ben ilk üretilen sanıyorum bilmiyorum. Sonra bir ara da Bellisima diye bir parfüm çıkmıştı, o kokuyu çok seven ve nefret edenler diye hatırlıyorum birşeyler. Burberry'nin London'ı ise benim hemen hemen hiç değiştirmediğimdir. Konuyla alakası yok ama eskiden domestos yerine arapsabunu kullanılırdı ve ben onunla silinmiş evin kokusunu severim. Kaygandır yalnız.
Aklıma gelen diğer markalar ise mesela Leman, NTV, Varan turizm, Kuaför Selçuk, Ortaklar'daki Yandım Çavuş çöp şiş yeri, Bütün Dünya dergisi, Dr. Oetker kabartma tozu ve BJK. Tamam birkaçı marka değildir ama benim için tescillidirler o kadar...
Becerebildim mi bu sobeleme ebeleme olayını bilmem.
Ama artık bu kadar da saklanılmaz diye düşünerek, bu marka konusu için birşeyler yazayım diyorum. Kaliteye marka diye nitelensin nitelenmesin önem veririm.
Mesela Mavi Jeans markadır benim için. Amerika'da bir çok kot pantolondan ( Dkny, Kenneth Cole) daha kalitelidir, oldukça iyi bir piyasası oluşmuştur. E tabii elin Fransız'ı zamanında az uğraşmamış Çukurova'yı almak için, boşuna değildir.
Ondan sonra Sütaş, Ülker, Kurukahveci Mehmet Efendi'de benim için markadır. Ama zeytinyağ denince İtalyan markası kullanıyorum. Geçen sene Türk malı bir zeytinyağı ile karşılaşmış, sevinmiş ama içeriğine bakınca yüzde ellisinin soya yağından oluştuğunu görünce hayal kırıklığı yaşamıştım. Burada en sıradan, katkılı ve indirimli zeytinyağları Türk malı olunca üzülüyor, neden yarım yamalak oluyor bu tür işler diye düşünüyorum. Zeytinyağı deyince Hacı Şakir'i de severim.
Kozmetik ve temizlik malzemelerine gelince Eczacıbaşı iyidir sanki. Selpak bu gruba aitti değil mi? Türkiye'de ben daha çocukken ilk üretilen parfüm Via Cappio'ydu galiba. Yoksa o moda mıydı bir ara sadece de ben ilk üretilen sanıyorum bilmiyorum. Sonra bir ara da Bellisima diye bir parfüm çıkmıştı, o kokuyu çok seven ve nefret edenler diye hatırlıyorum birşeyler. Burberry'nin London'ı ise benim hemen hemen hiç değiştirmediğimdir. Konuyla alakası yok ama eskiden domestos yerine arapsabunu kullanılırdı ve ben onunla silinmiş evin kokusunu severim. Kaygandır yalnız.
Aklıma gelen diğer markalar ise mesela Leman, NTV, Varan turizm, Kuaför Selçuk, Ortaklar'daki Yandım Çavuş çöp şiş yeri, Bütün Dünya dergisi, Dr. Oetker kabartma tozu ve BJK. Tamam birkaçı marka değildir ama benim için tescillidirler o kadar...
Becerebildim mi bu sobeleme ebeleme olayını bilmem.
22 March 2007
Neye niyet neye kısmet

Dün çarşıda sevgili Berceste'den öğrendiğim Blackwork işleri için her ikimize de örnek ararken, karşıma bir çok etamin örneği çıktı. Ne zaman artık tamam, başka bir elişiyle uğraşmalısın Sanem desem kendi kendime, istemediğim kadar etamin desenleriyle karşılaşırım. Bu yukardaki cıvıl cıvıl sürahi/çaydanlık da ( artık nasıl kullanırsanız) bunlardan biri. Şekli şemali burada. Daha çok model var, eklerim yakında...
18 March 2007
Yarıya iki kala...

Şu aralar zaman buldukça bu modeli işliyorum. Bu tabloyu uzun zaman aramış, sonunda bulunca da çok sevinmiştim..
İşlerken de resme bakarken de Raşit'in kahvesini, sonra onun tam köşesindeki camiiyi, karşısındaki kaleyi, sol tarafta boydan boya dizilmiş tekneleri, mevsimlerden bize tatil gibi olan sonbaharda neredeyse hergün aynı mekanda içilen çayları, bitmiş sezonun yorgunluğunu atarken bu sefer de kış için yapılan planları, kışın burada yaşamak daha güzel, yaz hiç gelmesin temennilerimizi, şimdi ise baharla birlikte herkesin hafif hafif sezon hazırlıklarına başladığını, bir belki de iki ay sonra yoğunluktan Eylül'e kadar telaş içinde olacak ahaliyi düşünüyor, nasıl olsa ben Ekim' de gideceğim, en güzel zaman, herkeste bol vakit varken diye kendimi oyalıyorum..
Sonra bu pazar, ben günlük telaşımda, aklımda o an için hiç o anlar yokken, geldi mesajı.. Buralarda 19 Mart oldu bile, doğum günün kutlu olsun demiş, üstelik bunu neredeyse onu tanıdığımdan beri her sene yapıyor, ilk kutlayan hep o oluyor..
Canım Ayten dost, cok şanslıyım ben..
17 March 2007
Çanakkale
Düşmanın karşısında durdular, düşmanı karşılarında durdurdular...
İşte o nedenle ''Çanakkale'nin Kaleleri'' diyoruz onlara,
her birini tek tek bir kez daha minnet ve şükranla anarken...
Onlar, o günkü varlıklarıyla vatanımızı kurtardılar, bizim rahat uyuyabilmemizi sağladılar.
O günkü varlıklarının bugünkü görüntüleriyle ise, şimdi de uyanmamızı sağlıyorlar...
Işıklar içinde yatsınlar...
Bütün Dünya dergisinden alıntı olup, yazının devamı ve ilk kez yayımlanan fotograf için buraya lütfen...
14 March 2007
Bebekler için

Bebek odası tabloları geçti elime, aslında bunlar kart için düşünülmüş ama ben olsam tablo yaparım. Fotografları büyütebilir, isterseniz örnekleri şuradan alabilirsiniz..
12 March 2007
Mazi içimde bir tebbesüm

Bugün eski sayfalarda dolanırken, iki eski arkadaşın adreslerini buldum, yıllar var görüşmeyeli. En son 1992 yılı mezuniyet balosunda beraberdik, belki bir kaç pilav gününde daha buluşuldu hayal meyal, sonra herkes savruldu. Aslında biz bir kaç düzine kız, on yaşında IFK'nın yatılı bölümüne baslamis, yedi sene hep beraber yaşamış, sonrasında mezun olup çeşitli illere dağılmıştık bu sefer de üniversite icin.
Yatılı okuyanlar bilir, ilk bir kaç ay zor geçer, hatta dayanamayıp giden de olur ama sonra bir alışılır ki, ayrılması zor olur. Türkiye'nin dört bir yanından geliyor olmasak da, hepimizin ortak özelliği idi ailelerden uzak oluşumuz, erken yaşta sorumluluk almamız, asker disiplinine ramak kalmış bir disiplinle yaşamamiz, izinsiz kalmalarımız, tahta sıralara gece gündüz oturmaktan hep dik oluşumuz, ayakkabıyı ancak yatarken çıkarmamız, her sene bir sınıf atladıkça alttakilere ablalık adı altında yaptığımız baskılarımız, üç haftada bir eve gidişimiz, yazları ise uzun mektuplarla devam edişimiz, ailelerimizi arkadaş, arkadaşlari da aile görüşümüz...
Yatılı olmanın en sinir yanı ise, haftasonu izinlerinizin yaptığınız tersliklerle, veya etütlerdeki davranışlarınıza orantılı olarak değişiyor olmasıydı. Eğer izinsiz kaldıysanız, askeriyedeki disiplin koğuşunda olmaktan tek farkınız, okulu terk edemiyor olmanız, cuma akşamından pazar akşamına kadar saat başı yatakhane öğretmenine çıkıp, imza atıp, kaçmadığınızı belgelemeniz tabii bir de eve gidenlerin arkasından melul melul bakmanız. Bir diğer zor kısmı da beyaz gömlek yıkama sorunuydu, o mavi küçük leğen hala gözümün önünde. Omo tercih edilirdi ekseri. Erkek yatılılar da kızlarla aynı şartlara ve zorunluluklara sahipti. Şimdi baktım da nerdee bizim demir ranzalar, demir dolaplar eskilerdeki, mobilya ile donatılmış ve kişi sayisi da azaltılmış odalar varmış artık, yirmi kişi bir odada kaldığımı bilirim ben.. Bir de sinemamiz vardi cuma ve cumartesi mecburi gitmek zorunda olduğumuz! ( Top Gun olsun, King Kong olsun, Grease ve E.T olsun ilk burada izlendi ), kuaförümüz de vardı mezuniyet senesine yetişen, marangozumuz da vardı, daha hazırlık sınfında iken saklambaç oynayan beni, dolap içinde kilitli kaldığımda çıkaran..
Nerden nereye geldim, aslında ben diğer kayıp arkadaslarımı arıyordum, birkaciyla hala görüşüyor olsak da, bir çok kişi var daha hatırladığım, küçüklüklerimizi beraber geçirdiğimiz. Hani belki bu sayfaya gelen oluyordur, ben sesleneyim de , belki okuyan cikar !! İlk aklima gelenler ise Tire'den Elif Eren, Istanbul'dan Emel, Söke'den Deniz, Koçarlı'dan Mehtap, Sivas'dan Gonca, Edirne'den Hale, Fethiye'den Melanur ve Hatice, Marmaris'ten Pınar, Ortaklar'dan Irem, Selçuk'tan Gülnur, Manisa'dan Arzu, ve Burdur'dan Aylin.. Ben sizi aniyorum arada, bir cok ortak aniyla, ve merakla...
Üst resimdeki kız son eserim, örneği için buraya lütfen..
08 March 2007
.
7 Mart 2007 tarihinde Meclis'te yapilan Kadinlar Gunune iliskin toplantiya katilmak isteyen cagdas giyimli ve baslarinda sapka bulunan bir kisim bayandan, Meclis polisi tarafindan sapkalarini cikartmalari istenmis. Turban ve tesetturlu hanimlara bir sorun cikip cikmadigini yazmama gerek yok sanirim.. Bu cagdas hanimlar bu duruma topluca tepki gosterip, geri donmusler. Bu laik, erkeklerle ayni hizada durabilen, kadin olma erdeminin farkinda olan, kendine deger veren bayanlarin Kadinlar Gununu kutlar, iceri girebilenleri ise bu duruma tepki gostermemis olmalarindan dolayi kinarim. Kimse alinmasin..
05 March 2007

Bu tavsan simdilerde hep benimle, cebimde, cantamda, hep elimin altinda. Bana beni hatirlatan bir sey gibi, yok dislek olmamla alakali degil , dislekligimi begenirim ustelik, bu baska bir sey. Urkek de degilim, havuc meselesi belki..
Tavsanlarin bariz ''sinirliyim, kizginim ve endiseliyim'' tavirlari varmis, mesela arka ayaklarini kuvvetlice yere vururlarmis. Ses cikarirlarmis. Kuvvetlice vurmalari bazen de haberlesmek icinmis..
Bu tavsan da 22 Nisan'da Washington DC yi boydan boya gecip Beyaz Saray'dan Ermeni buyukelciliginin onune kadar olacak olan ''Buyuk Yuruyus''u bilenlere hatirlatmak, bilmeyenlere de haber vermek ister ... Imkani olan herkes orada olsun der. Ne kadar cok ayak, o kadar cok ses...
*Saati bildirilecektir..
04 March 2007
Mayista secim var!
Teneke düdükler çoktan susmus...
GIDIP görün Anadolu'yu.
Laik cumhuriyete karsi gerçeklestirilen "karsi devrim"in nasýl basarildigini, uygarlik-cagdaslik umutlarinin nasil yerle bir edildigini gözlerinizle görmelisiniz.
Istanbul'un, Ankara'nIn yüksek binalarIndaki kusbakisi gorus, otomobillerin arka koltuklarindaki füme camlar görmenize engel bence.
Gidip yakindan bakmalisiniz.
Koca sehirlerde bir tek basi acik, medeni giyimli "Atatürk kizi" gördügünüzde gözleriniz nasil takili kalacak, nasil tuhaf bir sey görmüs gibi arkasindan bakacaksiniz, nasil onun yapayalniz ve istisna oldugunu düsüneceksiniz?. .
7 cumhuriyet okuluna karsi 14 tarikat okulu kurabilmis yobaz.
Köylerden, yoksul beldelerden toplatilmis zeki çocuklara yurtlarda gece zikir seanslari yaptirildigini anlattilar bana.
Belediyelerde, hastanelerde, kamu kurumlarinda artik türbanli memurlar var.
"Dinci" olmayanlari ayiklayip atmislar.
IktidarIn "eskinin yeniden yapilanmasi" programina uymayan devletin adamlari ortaliktan kaybolmus, sinmisler.
Valiler yok.
Kaymakamlar yok.
Kamu görevlileri yok.
Cumartesi sabahi dolastigim Urfa'nin o bir zamanlar tiyatro salonunun bulundugu, sinemalarin yer aldigi, sIK restoranlarin siralandigi ünlü caddesine baktim:
Sanki Arabistan.
Baba ocaginda babamin "Kendi yaptigimiz teneke düdüklerimle onuncu yil marsini çalardik" dedigi evde, hafta sonu o mübarek dizin dibinde oturup bunlari düsündüm:
Aydinlari, akademisyenleri, gazetecileri, patronlari, isçileri, memurlari, valileri, kaymakamlari, polisleri, yargiclarý, savcilari... Kisacasi cumhuriyetin çocuklari, görülmemis bir gaflet içinde Mustafa Kemal'in ülkesini terk etmisler ihanete.
Ve ortalita yoklar.
Birer Arap kentine dönmüs þehirler.
Gericiler, 7 çocuða karsi, 14 karsi devrimci yetistiriyorlar.
Teneke düdükler çoktan susmus.
Gidin görün Anadolu'yu.
Dört bir yans esir almýs bir sinsi degisimi, bir gizli savasi, bir yok edilisi gidin görün.
GAZETECI BEKIR COSKUN
GIDIP görün Anadolu'yu.
Laik cumhuriyete karsi gerçeklestirilen "karsi devrim"in nasýl basarildigini, uygarlik-cagdaslik umutlarinin nasil yerle bir edildigini gözlerinizle görmelisiniz.
Istanbul'un, Ankara'nIn yüksek binalarIndaki kusbakisi gorus, otomobillerin arka koltuklarindaki füme camlar görmenize engel bence.
Gidip yakindan bakmalisiniz.
Koca sehirlerde bir tek basi acik, medeni giyimli "Atatürk kizi" gördügünüzde gözleriniz nasil takili kalacak, nasil tuhaf bir sey görmüs gibi arkasindan bakacaksiniz, nasil onun yapayalniz ve istisna oldugunu düsüneceksiniz?. .
7 cumhuriyet okuluna karsi 14 tarikat okulu kurabilmis yobaz.
Köylerden, yoksul beldelerden toplatilmis zeki çocuklara yurtlarda gece zikir seanslari yaptirildigini anlattilar bana.
Belediyelerde, hastanelerde, kamu kurumlarinda artik türbanli memurlar var.
"Dinci" olmayanlari ayiklayip atmislar.
IktidarIn "eskinin yeniden yapilanmasi" programina uymayan devletin adamlari ortaliktan kaybolmus, sinmisler.
Valiler yok.
Kaymakamlar yok.
Kamu görevlileri yok.
Cumartesi sabahi dolastigim Urfa'nin o bir zamanlar tiyatro salonunun bulundugu, sinemalarin yer aldigi, sIK restoranlarin siralandigi ünlü caddesine baktim:
Sanki Arabistan.
Baba ocaginda babamin "Kendi yaptigimiz teneke düdüklerimle onuncu yil marsini çalardik" dedigi evde, hafta sonu o mübarek dizin dibinde oturup bunlari düsündüm:
Aydinlari, akademisyenleri, gazetecileri, patronlari, isçileri, memurlari, valileri, kaymakamlari, polisleri, yargiclarý, savcilari... Kisacasi cumhuriyetin çocuklari, görülmemis bir gaflet içinde Mustafa Kemal'in ülkesini terk etmisler ihanete.
Ve ortalita yoklar.
Birer Arap kentine dönmüs þehirler.
Gericiler, 7 çocuða karsi, 14 karsi devrimci yetistiriyorlar.
Teneke düdükler çoktan susmus.
Gidin görün Anadolu'yu.
Dört bir yans esir almýs bir sinsi degisimi, bir gizli savasi, bir yok edilisi gidin görün.
GAZETECI BEKIR COSKUN
03 March 2007
Gunler
Bu haftanın günlerini baz alan minik etamin tablolar, kenarları kırmızı pitikare kumasla geçilip, daha sonra ahşap çerçeve ile sonlandırılıp, gelişigüzel bir şekilde asılmak üzere bekletileceklerdir. Örnekleri Şennur'dan almıştım, kendisi hiç uşenmeden birkaç kere gönderdi, tekrar teşekkür ederim.. Aslında bu günlerin cumartesi ve pazarı da var ama , onlara baktıkça yorulduğumu hissedip, vazgeçtim yapmaktan. Tıklayın üzerine büyüsünler. Örneklere buradan ulasabilirsiniz.*Yukardaki yazi buradan Turkcelestirilmistir.
Subscribe to:
Comments (Atom)




